BÜYÜK HAK MÜCADELEMİZ BİR YAŞINA DAHA BASTI!

Yayınlanma Tarihi:12-11-16 11:57

ORASI KESİN Kİ; İŞTE HAK BÖYLE ARANIR DEDİRTTİK HEP..! SEVENİMİZE DE, SEVMEYENİMİZE DE...

 

09 Kasım 2012 tarihinde; bir elin parmaklarını geçmeyecek fedakar polisin cesur gayretleriyle kurulan, kuruluş evrakları valilik tarafından hukuksuzca alınmayınca 12 kasım 2012 tarihinde kargo ile evrakları Ankara Valiliği'ne ulaştırılan Emniyet-Sen, bugün 4. yılını geride bırakmıştır.

İlk adımı Ankara Valiliğinde atılan sendikal mücadelemiz tüm hukuksuzluklara rağmen devam etmiştir. İlkeli mücadelemiz neticesinde, mesleğimizden defalarca atılmamıza kadar götürülen hukuksuzluklar mahkeme kararları ile bertaraf edilmiştir. Mesleklerinden atılan tüm yöneticilerimiz mesleklerine geri dönmüş, haksız disiplin cezası alan arkadaşlarımız aklanmış, sürgün edilen arkadaşlarımız eski yerlerine geri dönmüştür.

Bu günlere gelene kadar hukukçumuz vasıtası ile 68 tanesi meslekten ihraç dosyası olmak üzere, 500’e yakın disiplin cezası iptal edildi. Danıştay incelemelerinde de haklılığımız açıkça ortaya konuldu.

Geldiğimiz noktada Allah’a şükürler olsun ki, bize türlü türlü zulüm yapanların bugünkü acınası hallerini de gördük. Bizler mesleğimizden kaynaklı bütün haklarımıza şu an sahibiz de, ya bizi mesleğimizden defalarca atanlar? Bizler Rabbimizin adaletinin şaşmayacağına iman etmiştik. Yarına bırakacağını, ancak yanlarına bırakmayacağını biliyorduk. Öyle de oldu. Bunlar öyle zorbaydılar ki, güçlerine güvenerek, kimseye söz hakkı ve davranış özgürlüğü tanımayanlardı. Kimseye hesap verme zorunluluğu duymadan hareket eden, yalnız kendi sözleri geçenlerdi. Astığım astık, kestiğim kestik diyenlerdi yani.

Bizler ise, hak arama adına harekete geçmiş ve EMNİYET-SEN’i kurmuş, bu vatanın evladı olan, bu teşkilatın birer üyesi olan polislerdik sadece. Ama bizlere insan evladı değilmişiz gibi davrandılar. Adeta bir kaşık suda boğmak için hep fırsat kolladılar. Bu kadar acımasız, bu kadar anlayışsız olamazlardı. Çok farklı bir motivasyonla hareket ediyorlardı. Bu çağda sırf sendika kurduk diye, sendikal faaliyette bulunduk diye, mesleğimizden defalarca atılmamızı istiyorlardı. Oysa ortada bir fiil vardı. Emirle hareket ettikleri belli olan polis başmüfettişleri eliyle bolca ceza talep ediyorlardı hakkımızda. Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğünün muğlak maddelerini pervasızca kullanıyorlardı üzerimizde. Talep edilen cezaları aynen kabul ettiler disiplin kurullarında. Belli ki, mevcut düzenlerinin devamı yolunda, hedefleri yolunda çok büyük bir risk oluşturduğumuzu düşünmüşlerdi ve yok edilmemize karar verilmişti.

Ne var ki, bizler hak üzere hareket ettiğimizi biliyorduk ve buna bütün benliğimizle inanmıştık. Sabrettik. Her birimiz ortalama 1,5 yıl, ihraç cezaları nedeniyle mesleğimizden ayrı kaldık. Sonunda yargı kararlarıyla, içinde bulunduğumuz faaliyetlerin suç olmadığına karar verildi ve mesleğimize birer birer geri döndük.

Meğerse bize uygulananlar terörist uygulamalarmış. Bu sürecin sonunda, bize zulüm derecesinde orantısız cezalar uygulayanların, bu cezaların altına imza atanların FETÖ/PDY örgütüne üye oldukları ortaya çıktı bütün delilleriyle. 15 Temmuz günü ülkemize karşı giriştikleri işgal girişiminde teşkilat mensuplarımızı yanlarına alıp, işgali başarmak adına teşkilatımız üzerinde emelleri varmış da, bu emellerini sekteye uğratma riski doğurduğumuz için bize bu kadar acımasız davranmışlar, bu da ayan beyan ortaya çıktı.

Daha önce mesleklerinden el çektirilmiş olan bu vatan hainlerine yönelik en son 29.10.2016 tarihli KHK ile bunların teşkilatımıza ve kamu görevlerine yeniden kabul edilmeyecekleri, doğrudan veya dolaylı görevlendirilmeyecekleri, ayrıca uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve sıfatları kullanamayacakları, unvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacakları, uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri sona ermiş sayılacağına, bunların silah ruhsatları, emekli polis kimlikleri, gemi adamlığına ilişkin belgeleri, pilot lisanları ve ilgili pasaport birimlerince pasaportlarının iptal edileceği, özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olamayacaklarına da karar verildi.

Ama biz EMNİYET-SEN’liler ise, aşağıda sayılan ve zamanında bizlere zalimlik yapan FETÖ/PDY mensuplarının aksine bütün haklarımıza hala sahibiz. Ne diyelim? Onların unuttuğu, bizim iman ettiğimiz ALLAH’IN ŞAŞMAZ ADALETİ İŞTE.

Evet, sendikamız; 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikası ve Toplu Sözleşme Kanununun 6.Maddesinin 5.Fıkrasında belirtilen hükümlere uygun olarak, 12.11.2012 tarihinde Ankara Valiliğine bildirimde bulunarak tüzel kişiliğini kazanmıştır. Sendikamız 02.03.2013 tarihinde Çankaya İlçe Seçim Kurulu denetim ve gözetiminde ilk genel kurulunu yaparak, Sayın Faruk SEZER başkanlığındaki yönetim kurulumuz mazbatalarını almıştır. Daha sonra Ankara Valiliği tarafından Emniyet-Sen’in tüzel kişiliğinin yok sayılması istemiyle 06.05.2013 tarihinde Ankara 9.İş Mahkemesinde açılan davada, bu mahkeme 2015 yılı Aralık ayında verdiği kararla bu talebi reddederek, sendikamızın tüzel kişiliğinin devamına karar vermiştir. Bu karar üzerine davacı idare temyiz isteminde bulunmuş, temyiz yargılaması Yargıtay nezdinde halen sürmektedir.

Sendikamız saydığımız bütün hukuksuzluklara rağmen varlığını sürdürmeyi başarmıştır. Sendikal mücadelemizin yeni başladığı dönemde yaşadıklarımız; polisin keyfiyetle yönetildiğini, polislerin siyasetin ve bürokrasinin altında ezildiğini ve öğrenilmiş çaresizliğin polislerin kaderi olarak algılandığını göstermiştir. Bizler bu keyfiyeti bu çaresizliği yıkmak ve yok etmek için ilk ateşi 12 Kasım 2012 tarihinde yaktık.

Bir dönem işsiz, aşsız kaldık. Destek veren meslektaşlarımız olduğu gibi sırtını dönen hatta yolunu değiştiren meslektaşlarımız da oldu. Hiç birisi sendikamıza gönül vermiş olan meslektaşlarımızı yıldırmadı, korkutmadı. Aynı aşk ve şevkle çalışmalara devam ederek tüm hukuksuz uygulamaları sonuçsuz bıraktık.

Bu süreç içinde yöneticilerimizin özellikle Genel Başkanımız Faruk Sezer’in yaşadığı sıkıntılar bir ders edasıyla örnek alacağımız hikâyeler doğurmuştur. Kazandığımız davalara rağmen bu kararlar uygulanmadan tekrar tekrar meslekten atılan Genel Başkanımızın mücadelesi sağlam irade örneği olmuştur. Diğer meslektaşlarımıza moral vermiştir. Bu dönem içinde çektiği sıkıntılar, yaşadığı hukuksuzluklar ve haksızlıklar mahkemelerce de görülerek hakkı kendisine teslim edilmiştir.

Unutulmamalıdır ki; Sendikacılık hakkı tutup kaldırmaktır. Bu zamana kadar yaşadığımız haksızlıklarda, haklılığımız ilkeli mücadelemiz ile elde edilmiştir. Bu mücadelenin ödülü imtiyazlı şubelerde görevlendirilmek olmamıştır. Bu mücadelenin ödülü meslektaşlarınca taktir görmek, gerek sürgünde gerekse geri döndüğünde saygıyla karşılanmak olmuştur. Meslektaşlarımıza sendikanın gücünü göstermek olmuştur. Sendikayı baltalayanların aksine, idarelere teslim ve biat içinde olanların aksine sağlam irade doğrultusunda sendikayı yaşatmak ve bu zamana getirebilmek olmuştur. Bizler meslektaşlarımıza ilham olması, haksızlara korku salması için bu mücadeleye sizlerin de desteği ile devam edeceğiz. Amacımız; çalışma hayatının, çalışanların da söz sahibi ve süreçlere müdahil olduğu bir alan olmasıdır. Kararların tek yanlı alınmadığı, hakkaniyetli ve adil alındığı bir çalışma ortamının oluşturulmasıdır. Bizleri doğrudan ilgilendiren gelişmelerde dahi fikrimizin sorulmadığı ilkel yönetim anlayışının tarihin çöplüğünde yerini almasıdır. Meslektaşlarımızın çaresizlik algısını yıkarak insanca yaşayabilmesi “hak aramayı” öğrenmesidir. Meslektaşlarımızı; “ben söylerim siz uyarsınız” şeklindeki çirkin üsluba karşı, sendikamız kanatları altında korumaktır. İlkeli ve mücadeleci sendikacılığımız sayesinde 4 yıldır eritilmedik, pısırıklaştırılmadık, ihanet etmedik, ihanete boyun eğmedik, varlığımızı devam ettirdik. Gayemiz; bu mücadele gücünü meslektaşlarımıza da öğretmektir. Sendikamıza gönül verenlerin ve hatta sevmeyenlerimizin bile takdirini kazanmamızın sebebi de bu ilkeli ve mücadeleci duruşumuz olmuştur. Sendikamız aynı zamanda milli bir sivil toplum kuruluşu olarak hiç kimseden çekinmeden hiçbir denge hesabı gütmeden tavır ortaya koymuş, kimsenin kuklası olmamıştır.

Tüzüğümüzde belirtildiği üzere, sendikamız; demokratik, laik, sosyal hukuk devleti anlayışıyla yönetilen bir Türkiye’de daha katılımcı bir demokrasinin yerleştiği, daha özgür kişi ve sivil toplum örgütlerinin gerçek anlamda var olabildiği, daha özgür, daha zengin, daha mutlu insanların yaşadığı bir Türkiye’ye ulaşabilmenin yanında; öncelikli olarak üyelerimizin özlük, mali, sosyal ve kültürel haklarını korumayı, tüm resmi iş ve işlemlerde üyelerine yasa ve yönetmeliklere uygun davranılmasını sağlamayı, haksızlık yapılmasını engellemeyi de amaçlamaktadır.

Bu üstün yararları sağlamak için, meslektaşlarımızın faaliyetlerimize rahatça katılıp maddi-manevi destekler sunabilmesi, sağlayabilmesi için, gerekli olan en sağlam zemini yakalayabilmek adına, çok kısıtlı imkanlar içerisinde sürdürmeye çalıştığımız mücadelemizde, üyelerimizin ve bize gönül veren diğer meslektaşlarımızın bazı özlük, mali haklarının iyileştirilmesine yönelik adımlar da atamaya çalıştık. Bunlardan bazılarını şöyle sıralamak mümkündür.

Geçmişten itibaren gelen ve meslektaşlarımız tarafından iyi bilindiği üzere, kamu gücünü kullanma yetkisine kavuşan ve işveren vekili durumunda olan yöneticilerin iki dudağı arasında olan yetkilerle, mobbing yapma aracı, sürgün tayine gönderme aracı vb. haline getirdikleri, “had bildirme” aracı olarak kullana geldikleri, askeri sıkıyönetim şartlarında hazırlanmış olan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğünün iptali için çok büyük bir emek harcadık ve sonunda bu tüzüğün dayanak kanun maddesi Anayasa Mahkemesinin 13.01.2016 tarihli kararıyla iptal edildi ve bu tüzük hukuken yok hükmüne düştü.

Diğer önemli sorunumuz ek gösterge sorunudur. Polisin bu sorununun çözümü için siyaset zemininde bir çare bulamayacağımızı anlayınca, dava açmaya karar verdik. 1995 yılında 527 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile verilmiş olan ek göstergemiz 2200’dü. Bu ek gösterge rakamının iptali için dava dosyasının Anayasa Mahkemesine gönderilmesi talebiyle davayı Manisa 1. İdare Mahkemesinde açtık. Mahkeme ek göstergenin kanun hükmünde kararname ile verilemeyeceği gerekçesi ve iptal edilmesi istemiyle dava dosyasını Anayasa Mahkemesine gönderdi. Ancak bu davamızın Anayasa Mahkemesine gönderildiği günlerde, Sayın Davutoğlu Hükümetince çıkarılan kanunla bizlere 3000 ek gösterge verildi. Bizde bu sefer asıl hedefimiz olan 3600 ek göstergeye kavuşmak için, 3000 ek göstergenin iptali yolunu aramaya başladık ve Cumhuriyet Halk Partisi yönetimiyle görüşerek 3000 ek göstergeyi getiren kanun maddesinin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine taşınmasını sağladık. Bu başvuru Anayasa Mahkemesinde 2016/32 Esas sayısıyla kayda geçti. Önümüzdeki günlerde yüksek mahkeme tarafından verilecek olan kararın isteğimiz doğrultusunda çıkacağı konusundaki umudumuz büyüktür.

Bir diğer sorunumuz da, maç görevlerinde ücretsiz çalıştırılarak; angaryaya, köleliğe tabi tutulmamızdır. Çözümü için ilk önce Anayasa Mahkemesine taşıdığımız bu sorunumuza, buradan çare çıkmayınca, bu sefer AİHM’sine taşımaya karar verdik ve şubat ayında bu mahkemeye başvuru yaptık.

Bunlardan hariç, aslında en önemli sorunumuz olan, 12/12, 12/24 çalışma zulmüdür. Bu sorunumuzun kaynağını 1995 tarihli ve eski İçişleri Bakanı Nahit MENTEŞE imzalı çalışma esasları genelgesidir. İlk önce bu çalışma genelgesinin iptali için Danıştay nezdinde dava açarak başlattığımız arayışlarımız, Danıştay’ın genelge kanuna uygundur kararları nedeniyle sonuçsuz kalması sonrası, bu sefer bu genelgenin kanuni dayanaklarının, tıpkı Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğünün dayanak kanun maddesinin iptal edilmesi gibi, iptaline yönelmiş durumdayız. Bu yönde Antalya ve Manisa’da açtığımız davalarımız halen sürmektedir.

Görüldüğü üzere, çok kısıtlı imkanlarla sendikamızı tam yasal zemine kavuşturmak adına verdiğimiz büyük mücadelenin yanında, mesleğimizde yaşadığımız yapısal sorunlarımızın çözümüne de odaklanmakta, kutsallığına inandığımız bu hak arama yolunda yürümekten dolayı büyük bir heyecan da duymaktayız.

Evet, tüm bu nedenlerle ve 4. yaşımıza basmamız vesilesiyle, kuruluşundan bu yana Emniyet-Sen’e emek vermiş bütün emektarlarımıza, adam gibi duruşun timsali olan onurlu yöneticilerimize ve Genel Başkanımız Faruk Sezer’e bir kez daha sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.

12 Kasım 2012 tarihinde kendi elleri ile kuruluş dilekçesini Ankara Valiliğine sunan ve bu büyük davamızı zafere ulaştıracağına inandığımız Avukatımız Emrah Aytekin’e teşekkürlerimizi sunuyoruz.

İlk günden bu güne kadar sesimizin duyurulmasına yardımcı olan basın mensuplarına teşekkürlerimizi sunuyoruz. İyi ki varsınız. İyi ki Emniyet-Sen’i var ettiniz. Yüce Allah, sizlerin bu asil duruşunun ve Emniyet-Sen’in yokluğunu göstermesin. Yürekten inanıyoruz ki, teşkilatımız her geçen zaman daha da büyüyecek, kararlı ve mücadeleci sendikacılığı daha da yüceltecektir. En kalbi duygularımızla sendikamızın 4 üncü kuruluş yıldönümünü kutluyor; mücadele ve başarılarla dolu daha nice yıllara kavuşabilmeyi yüce Mevla’dan niyaz ediyoruz. Saygılarımızla. İyilikle kalın.

Emniyet-Sen Genel Yönetim Kurulu

Okunma Sayısı:1380

Yorumlar:

HABERE YORUM YAZIN